Reklamlar
Anasayfa » Haber
19 Kasım 2016 ( 14696 görüntülenme )

Önce Pusu Kurdular... Sonra Türk Subaylarını Astılar... KİMDİ BUNLAR?

Türk Ordusu’ndan İntikam….

Şeyh Said isyanından hemen sonra…

Ağustos 1925.

Şeyh Abdullah adamlarıyla birlikte Şemdinli’de bulunan askeri birliklere saldırdı.

Seyit Abdulkadir’in oğluydu.

Nehri, dedesi Seyit Taha’nın köyüydü; burada türbesi vardı. Ve HALİDİ Tarikatı'nın Anadolu halifesiydi.

Hedefleri, Şemdinli Bağlar(Nehri) köyündeki tabur merkeziydi.

Aklı sıra intikam alacaktı…

Bu ürpertici vaka şöyle gelişti:

‘10 Ağustos 1925 sabahı, Şeyh Abdullah, İran’dan ve henüz sınırı saptanmamış olmakla birlikte İngiliz işgali altında bulunan Irak’tan topladığı isyancılarla, tahmini 1200-1700 kişi, Navşar(Şemdinli) bölüğünü, Gerdi Şapatan Bölüğünü ve Nehri’de bulunan tabur merkezini bastı...

İsyancılar erlerin silahlarını aldılar, kendilerine ‘bir daha asker olmayacaklarına dair’ yemin verdirdi ve serbest bıraktılar.

Subayları ve memurları Nehri’nin altındaki düzlüğe topladılar.

Herkes yere çömelmişti. Kadınlar, çocuklar ağlaşarak Seyit Taha’nın türbesine doğru gidiyordu.

Göçer reisi Osman Ağa ayağa kalktı, Seyit Abdullah’a dönerek; ‘Bunların çoğu memur, mülkiye memuru’, dedi, ‘kendilerinin bir suçu yoktur. Aileleri türbeye gidiyor, merhamet edin, bırakın’. 

Seyit Abdullah; ‘Memurlar serbesttir, gitsinler’, dedi.

O zaman Binbaşı İsmail Hakkı Bey de ayağa kalktı; ‘Bu subayları da serbest bırakın’, dedi, ‘bunların bir suçu yok, Ben emir verdim, emrimden başka bir şey yapmadılar’.

Ama Seyit Abdullah subayları bırakmadı.

‘Biz dağa çıkmıştık’ diyor Nehrili Abdullah:

‘Onlar çekilince Nehri’ye döndük. İki er şehit olmuştu. Birin adı Ahmet’ti. Öbürü Maraşlı Hasan’dı. Hasan fırıncıydı. Fırında vurulmuştu. Herkes korktu, toprağa gömemedi. Mustafa Çavuş vardı, o zaman sağdı, onunla biz toprağa teslim ettik’.

Seyit Abdullah sonra ileri gelenleri topladı.

Karar verildi: Aşiret reislerine, ileri gelenlere, birer subay teslim edildi.

Ertesi sabah, ‘Şemdinli’ye götüreceğiz’ diye subayları çıkardılar.

‘Sizi Nehri’ye götüreceğiz’ dediler, ‘Nehri’ye götürüp serbest bırakacağız’.

Altı subay, Zevreyaşk köyüne doğru götürüldüler…”

Ve bu subaylar bir daha geri dönmediler…

İsyan hükümetçe duyulmuştu.

Albay Ruşen ve Albay Fuat komutasındaki iki piyade alayıyla isyancılara müdahale edildi.

Seyit Abdullah ve kaçak Yüzbaşı İhsan Nuri, Türk askeri ve takviye kuvvetlerin geldiğini görünce, dağlara çekilmek zorunda kaldılar.’ 

Bu İhsan Nuri, Şeyh Said isyanı sırasında firari İhsan Nuri idi.

Şeyh Abdullah ile birlikte Barzanilere sığınmıştı.

1930 Ağrı’da Ermeni isyanına da katılacaktır.

İsyandan sonra Şeyh Abdullah yönetimindeki Şemdinli halkı İngiliz işgal bölgesindeki Siro köyüne göç ettiler yani BARZANİ'nin yanına.

Bir hafta sonra…

Seyit Taha da Kanyeraş’a geldi. Yanında iki İngiliz vardı.

Seyit Abdullah’ı çağırdı ve şu talimatları verdi:

 ‘İngilizler bize yardım edecek. Para ve erzak verecek, cephane verecek. Diyorlar ki, ‘siz Türklerle savaşın. Buralar sizin topraklarınız, burada kalmanız için biz size yardım ederiz. Tutunamazsanız, korkmayın alın gelin adamlarınızı, çocuklarınızı getirin, biz sizi Irak’a yerleştiririz.’

Şemdinli isyanından dört ay sonra…

İnceleme kurulu raporunu bitirdi.

Eylül 1925’te, Cemiyet-i Akvam’a raporunu gönderdi.

Ve Cemiyet-i Akvam, kararını verdi:

 “Musul, İngiltere mandasındaki Irak’a bırakılacaktır…”.

İşte durum bu…

Seyit Abdulkadir’in oğlu Abdullah, intikam için bu isyanı tertiplemiş ama aynı zamanda İngilizlerin ekmeğine yağ sürmüştür. Kalleş bir tuzakla Türk Ordusunun altı subayını pusuya düşürmüş ve asmıştır.

Tarikatın bu şeyhi Abdullah aklı sıra Türk Ordusu’ndan intikam almıştır.

Bir din adamının intikam hisleriyle böylesi bir vahşete kalkışması ibret alınması gereken ağır bir vakadır.

Günümüzde Şeyh Sait heykellerinin dikilmesi, iade-i itibar edilmesi;

Seyit Abdulkadir’in infaz edildiği günün yıldönümünde dedesi Seyit Taha’nın kabrinde Hakkari Üniversitesi’nce tören yapılması;

PKK’nın siyasi kanadında siyaset yapan vekillerin yine Seyit Taha’nın Nehri(Bağlar) köyü yolunda teröristlerce kucaklaşması ve tüm bunlara karşı gösterilen siyasi olağanüstü hoşgörü hep bu açıdan değerlendirilmeyi hak ediyor.

Öte yanda…

Cumhuriyet, bu tarikat şeyhleri üzerinden masum halkın nasıl körü körüne isyana sürüklendiğini biliyordu. Bu nedenle, 25 Şubat 1925'te, Hıyanet-i Vataniye Kanunu'na eklenen bir madde ile ‘dini ve mukaddesatı siyasi amaçlara esas ve alet etmek maksadıyla cemiyet kuranlar’ da vatan hainliği kapsamına alınmış ve bu suçun cezası olarak ‘idam’ hükmü konulmuştu.

Yani o yıllarda ‘din üzerinden siyaset yapmak’ suç sayılmıştı ve cezası da idamdı!

30 Kasım 1925.

Halkın körü körüne tarikat şeyhlerinin peşine takılmasının önüne geçmek için çıkarılan bir kanunla tekke, zaviyeler ve türbeler kapatıldı.

Amaç: Tarikatın siyasetini yöneten bu Üst Akıl’ın temsilcilerini Saray’dan çıkarmaktı…

Çıkarıldı ama şimdi geri geldiler…

 

Erdal Sarızeybek

Not: Saray'daki Gizli Tarikat kitabını okumanızı öneriyorum.





Reklamlar

Önerilen Haberler

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Saray'daki Gizli Tarikat Yazıldı... Bakınız İsrail Suriye'den Ne İstiyormuş... Cübbeli Hoca Bunları Biliyor mu... Darbeyi Kim Yaptı, En İyisi Ben Söyleyeyim... CHP'li Vekilden Yeri Yerinden Oynatacak İddia! ŞOK!.. Teröristler Hudutta! HDP Operasyonunda AĞIR ŞOK!.. Barzani'nin Amcası Ünlü Tarikat Şeyhi Ahmed Bakınız Ne Yapmış...

Sizin İçin Seçtik!

KAPAT
WikiLeaks Damat Berat'ın Belgelerini Yayınladı...